20 Temmuz Perşembe
Önceki gece 23:30 da Haremden
hareket edildi (Erdem, Mehmet, Cem, Berna, Mine, Kaan, İsmail, Korhan)
sabah 10 civarı Çeşmeye varıldı. Teknede bizi Refik hoca ve
eşya yerleştirme düzeni karşıladı, eşyalar yerleştirildikten sonra
iki saat kadar temizlik yapıldı sonra Kuşadasına kadar aç susuz
gidilmeyeceğini gözönüne alarak başta su ve buz olmak üzere alışveriş
yapıldı bir miktar bu arada pompacılara çok sevgili bir dost kazandırıldı.
… ve nihayet denizdeydik işte tekrar, saat 12:00 civarında de yola
çıkıldı bir önceki ekibin ahı neticesi rüzgar yok uzun bir süre
motorla yol alındı. Eh koskoca Odessa Kuşadası marinaya bu
halde sokulmazdı, temizlik de devam etmekte bir yandan, bundan sonra
kısaca “pompers” olarak tanımlanacak iki arkadaşımızla yine kısaca
“sintine” olarak tanımlanacak tuhaf renk ve kokulu bir tür sıvı
arasında çok dostane bir ilişkinin temelleri atıldı yol boyunca.
Bir yandan pompa bir yandan temizlik yapıldı, sırayla dümene geçildi,
pusula aydınlatması gibi gerekli ufak tefek tamirat gerçekleştirildi
bir yandan herkes önümüzdeki rallinin heyecanı içindeydi.
Motorla yolcululuk yapmaktan sıkılındı
bir süre sonra, lacivert suların cazibesine daha fazla dayanamayıp
ekip deniz sefası yapmaya karar verildi (14:00) önce kaptan ardından
ona güvenip ona inanan saf İsmo denize atladı ancak momentum ve
akıntı gibi hesapların gözönüne alınmdığı ortaya çıktı;
sonuç denize kaptan düştü! İki arkadaşımız gözden kaybolana
akıntıyla yola devam edildi neden sonra Cem’in kağıt üstünde ikinci
kaptan olduğu akla geldi ve geri dönmeye karar verildi.
Cengaver arkadaşlarımız kurtarıldıktan sonra hep beraber denize
girildi. 17:00 gibi rüzgar çıktı, rüzgar apaza alınıp
yelkenle seyre geçildi. Süratin 10.5 mile kadar çıktığı
çok keyifli bir seyir yapııldı Kuşadasına doğru, yaklaşırken Mr.
Cif’le son bir sintine temizliği (Berna ve Mine’nin ellerine sağlık).
23:00 gibi Kuşadası Marinaya varıldı.
Marinaya geç saatte varılmasının
sonucu olarak tonoz bulunamadı ve çıpa atılıp kıçtan kara bağlanıldı.
Karada bizi Nazlı karşıladı, Cem ve Refik hocayı bazı bürokratik
işlemler için teknede kaldı geri kalanlar açlıklarını bastıracak
bir şeyler bulmak için yollar düştü (marinanın içinde Elgizle
karşılaşıldı) ve en nihayetinde “Bolu Mengen” lokantasında karar
kılındı. 02:00 civarında tekneye dönüldü yatmaya hazırlanırken
Orhan Kaptan, Can, Ömer, İhsan bey ve Onur geldiler. Zzzzzz….
21 Temmuz cuma:
Sabah ralli heyecanıyla erkenden uyanıldı ve bir anda yiyecek
ve içecek ihtiyaçlarının karşılanması gibi bir zaruretle karşılaşıldı
beş kişi alışverişle görevlendirilid (Cem ekip lideri, içecekte
Kaan, meyve-çifte kavrulmuş petibör-altınbaşakta Mine ve Berna,
süt-cornflakes-ekmekte Korhan)
- Mine ve Berna siz meyve reyonunda ne varsa indiriyorsunuz.
- Kaan sen adam başı 12 litreden ne kadar meşrubat bulursan alıyosun.
- Korhan sen bir alışveriş arabasını ekmekle bir tanesini de süt
ve corn flakesle dolduruyosun
- Ben de chokella falan gibi (ilerleyen günlerde itina ile imha
edeceğim) ürünlerle ilgileniyorum.
10 dakikada 176 milyonluk alışveriş
yapıldı ve tekneye dönüldü.
11:00 da olması hedeflenen kalkış
bir kısım medya sayesinde yarım saat kadar gecikti. Çıpanın
bir tonoza takılması sonucu biraz problem yaşandı Canın çabalarıyla
problem çözüldü (Mirsat kahramanımm!) ve Samosa doğru denize açılındı.
Yaklaşık üç saat kadar orta şiddette
rüzgarda orsa giderek 15:00 civarında Samosa varıldı:
Seyir sırasında boş durmak olmaz
tabii ön gurup (İsmo, Can, Elgiz) 2000 armani koleksiyonu emniyet
kemerlerini taktılar kaptanın isteğiyle:
- İsmail ön direk ne durumda bi bak bakalım
- Can cenovanın hatırını sor bakalım bir eksiği varmıymış
- Elgiz hanım bir de bayan eli değsin elbette, lütfen
yada buna benzer bir takım sözlerle ön gurup sırayla emniyet
ipine bağlı bir şekilde teknenin ucuna gidip geldi. Herkes
gittiği gibi gelemedi haliyle Elgiz öndeyken teknenin burnu dalgaya
girdi, bir su kütlesi Elgizin sağından, solundan, üstünden ve
muhtemelen içinden geçiverdi; kızcağız birazcık (!) ıslandı.
Elgiz yerine döndükten sonra İhsan bey Elgiz üşütüp hasta olmasın
diye
- Islak giysilerini çıkar benim t-shirtümü giy ben giymiyorum,
şeklinde çok kibar bir harekette bulundu, ama Elgizin şort ve
t-shirtü geriye doğru gelirken biraz hayal kırıklığına uğradı
- İki parça eksik geldi,
Açık deniz Marmaraya benzemiyor
haliyle dalga oluyor ve tekne sallanıyor biraz, bu şartlara
alışkın olmayan ekibin bir kısmı kötüleşti haliyle iki gazeteciden
bir tanesi arkada dağıldı, Elgiz ve Kaptan Custu dönüşümlü olarak
rüzgar altına gidip denize içlerini döktüler (çok dertliler gariplerim
yüzlerinden belli), Nazlı suratında gergin ve korku dolu bir ifadeyle
bakıyor (hayır kusmıcam hayııır), bir de ilerleyen günlerde
çeşitli renklere giren yeşil adam var.
Bu arada kahraman gazeteci Oktay
beni direğe çekin diye tutturdu isteğine de kavuştu en sonunda,
kendisinin daha yukarı daha yukarı şeklinde çığlık atmakta olduğu
rivayet edilir.
15 millik bir yolculuğun ardınan
saat 15:00 civarında Samosa varıldı. Bir yunan hücumbotu limandaki
bir başka Türk teknesine bağlanmamızı istedi ama Refik hocayı
buna ikna edilmesi biraz zaman ve çaba gerektirdi. Resmi
ve gayrıresmi kaptanlar pasaport, gümrük gibi bürokratik işlemleri
halletmeye gittiler. Bir süre karaya çıkabilirmiyiz, çıkarsak
geri dönebilimiyiz gerilimi yaşanıldıktan sonra tuvalet ihtiyacı
ağır basınca tekne parça parça terk edildi.
Saat 6 civarında Samos adasını
keşfe çıkıldı, sahil boyunca bir süre yürünüldükten sonra ilerde
matah bir şey olmadığına karar verilip geri dönüldü bu arada bir
de döviz bürosu bulundu. Ne hikmetse döviz bürosunda 4 tane
pek şirin hatun vardı, bütün paramızı bıraksak mı yoksa hergün
gelip parça parça mı bozdursak ikilemiyle karşılaşıldı,
kızların dekoltelerinden alınamayan bakışların ardında “ne güzel
yerlermiş bu yunan adaları ne iyi yaptık da geldik” ifadesiyle
dolarlar kızlara teslim edildi. Sorumluluk sahibi kaptanımız bu
sırada adanın gece hayatı hakkında istihbarat toplamadı.
Refik hocanın meydanda bir kafede bira kıyağıyla yüzlere renk,
gönüllere keyif geldi!
Geri dönüp önce kokteylin olacağı
Samos Hotelin terasını yokland kimsenin olmadığını görünce giyecek
almak için tekneye uğrandı dönüldüğünde adım atılacak yer kalmamıştı.
“Boğaziçi University Sailing Team” ve “I sail on Odessa” logolu
lacivert sweatleri ve mümkün olduğunca beyaz pantalonları içinde
pek bir sükse yapan takım meraklı bakışların ve soruların hedefi
oldu. Ekibin sayısını öğrenenlerin “Ne! onsekiz kişi mi?!”
ve benzeri tepkileri arasında beleş kanepe ve az buçuk sosyalleşme
uğruna bir süre kokteylde kalındı. Kimsenin anlamadığı hoşgeldin
konuşmalarının ardında olay mahallini terkedildi ve eğlenceye
daha uygun bir yer bulundu “Garden Tavern”, daha sonra basın
mensuplarının da geldiği Garden Tavernde sadece Türkler vardı
zaten. Yağlı ama gayet leziz musakka ve kalamarla beslenildi,
ne olduğunu bilinmeyen (ama çok da umursanmayan) yerel alkollü
içkilerle coşup göbek atıldı ve acemice sirtaki yapmaya çalışıldı,
sonrada yarım saat boyunca akla gelen herşeye içildi, sondan başa
tekrar içildi, içmek için içildi; dostluk, barış, sevgi ve kardeşlik
için… 01:00 civarı bir gurup tekneye dönerken,
küçük bir gurup ise gece daha yeni başlıyor diyerek Cabanaya gitti,
Cem kapının eşiğinde yığıldı, Refik hoca kendinden geçmenin eşiğindeydi,
ortalıkta hoplayıp zıplayan kırmızı bir adam görüldü. Sabahın
erken saatlerinde tekneye dönülüp yatıldı. Kaptanları karada
deniz tuttuğunu da öğrenilmiş oldu bu gece.
23 Temmuz Pazar
05:00 gibi daha gün bile ağarmadan uyanmakla kalınmadı, kahvaltıda
cornflakese muhtaç bırakılındı. Üstüne bir de rüzgarsızlık
eklenince direnecek gücü kendinde bulamayan insanların çoğu akşamdan
eksik kalan uykularını tamamlamaya çalıştılar. Öğle yemeğinde
ton balığı ve peynir yenildi denize girmek ihmal edilmedi elbette.
Yolun yarısı motorla alındıktan sonra 15:00 gibi Kios’a (Sakız)
varıldı. Can bir şamandıraya ip bağlaması için denize atıldı,
tam kıyıya yanaşıldı ki gri motosikletli, kır saçlı bir adam geldi
ve ne olduğunu anlaşılmayan ama “polis şamandırasına bağladınız,
çabuk gidin yoksa tepelerim sizi” şeklinde yorumlanan bir takım
sözler sarfetti, adamın kararlı tutumu ve yabancı dil avantajı
karşısında Refik hoca bile tutunamayınca ordan ayrılındı.
Limanın öbür tarafında Pacific Queen’e bağlanıldı, tente kurulup,
balon düğümlendi bu sırada hareket peşinde koşan medyanın ilgisine
maruz kalındı. 17:30 da İhsan bey ve Onur feribota binmek
üzere ayrıldılar. Kumsala gidilmekte çok da gecikilmedi elbette,
denizin ve tatlı suyla duş almanın keyfini çıkarıldı. Sakız
limanında su ve elektrik gibi medeni olanaklar yok maalesef.
Kaptanın edindiği tavsiyeyle ……..
gidildi, kısa sürede civardaki birçok lokantada fizibilite çalışması
yapılıp ekibimiz ilk uğranan restoranda karar kılındı nihayetinde.
Masaları kumsalın hemen kıyısına çektirdikten sonra sofraya oturuldu.
Cem meze seçimiyle görevlendirildi, ardı arkası kesilmeyen mezelerden
ziyadesiyle memnun kalındı. Restorada kalan iki balık gösterdikleri
üstün performanstan dolay Can ve İsmaile verilirken, diğerleri
bir türlü ne olduğundan emin olamadıkları et parçalarını yemek
durumudna kaldılar.
Gece yarısına kısa bir süre restorandan
çıkıldı ama taksi bulunamadı haliyle, Elgiz ve Mine bir otele
gidip taksi sorununu çözdüler. Dondurma operasyonunun ardından
uykuya teslim olundu.
24 Temmuz Pazartesi
Sabah Refik hoca ve Kaan ırak diyarlardan su temini ile ilgilendi,
damlayarak akan bir çeşmenin başında onlarca litre su doldurarak
ada ahalisini bir hayli sinirlendirdikleri rivayet edilir.
Buz ve pasta tedarikinden sonra 13:00 civarında Sakız’dan ayrılındı.
Bütün gün motorla yol alındı, göze kestirilen bir koyda rüzgar
dolayısıyla durmaktan vazgeçildi, bir süre daha geceyi geçirmek
için elverişli bir yer aradıktan sonra Koyun adasını buludu, kıyı
sığ olduğu için bağlanma manevrası ve karar verme süreci yaşandı
bir süre. Teknesiyle yanımızdan geçen bir Yunan balıkçı
ile Kaan arasında şöyle bir konuşma geçti:
B- Merhaba komşu, napıyorsun?
K- English, english
Biz- Nası yani??
Bu sırada Sakız adasını beğenmiyen (ve daha önce buraya gelip
beğenmiş) bazı Türk tekneleri de Koyun adasına geldi.
- Kıyı sığ biraz bizi kurtarmıyor ama siz yanaşabilirsiniz!
- Ama bizim salmamız 1.20
Tabii boyutu değil işlevi önemli ama!!
En nihayetinde Odessa baştan bir
iple kıyıya, kıçtan çapayla bir kolye gibi limanın ortasına bağlandı.
Bu güzel adayı ve insanları anılaştırmak gerekiyordu elbette,
lacivet sweat-shirtler giyildi ve bundan 5-10 yıl sonrasının tarihine
poz verildi. Akşam güneşin batışının ve hepimizin şerefine
yenildi içildi, zeytin, cips, şarap, martini, mastika yok yoktu
yani. Bütün bunlarla yetinilmeyip ana yemek olarak da sucuklu
makarna yenildi.
Kutlanılması gereken bir doğumgünü
vardı bu sırada, doğumgünü pastası ve şampanyanın ardından; “We
dance on Odessa”. Gece yarısı dolunayın altında beş tane
pek sevimli yunusun ziyareti gerçekleşti.
25 Temmuz Salı
Sabah beşte güneşin doğuşunu izlemek üzere uyanıldı, Sertel sağolsun
bizi üzerinde kilise olan küçük adaya taşıdı ama insan bu hayatta
her istediğine kavuşamıyor tabii. Güneşin her zaman her
yerde tam doğudan doğmadığı konusunda acı bir ders alındıktan
sonra Koyun adasına gidildi. Bir çay bahçesi ve börek bulup
kahvaltı yapıldı ve gruplara bölünüp ada gezildi.
Saat bire doğru yol almaktayken
çeşmeye doğru yol almaya başlandı. Dün geceki partinin ardından
Odessa’nın biraz ilgiye ihtiyacı vardı, şarap ve pasta lekelerini
temizlendi, teknenin içinde de temizlik yapıldı ve kullanılamadığı
için fazladan ağırlık yapmaktan başka bir işe yaramayan water
ballast tankları boşaltıldı nihayet, kimbilir dünyanın hangi yöresine
aittiler. Bu hummalı çalışmanın ardından bayat ekmek arası
doğranmış domates konservesi ile yetinmek zorunda kalındı.
Daha sonra yelken açıldı ve 16:00 civarında Çeşme açıklarına varıldı,
yarışlar çoktan bitmişti. Dönüşte Ms. Brookeshields
…
7ye doğru adaya varıldı, Kaan ve
Can ahtapot avına çıkıp her bir kolu sekiiz cm uzunluğunda olan
dev bir ahtapot yakaladılar.
26 Temmuz Çarşamba
Saat 8 doğru yol almaktayken yola çıkıldı. Kahvaltıda
cornflakese talim etmek zorunda kalındıktan sonra yelken açıldı
fakat rüzgar bitti bir süre sonra, hız sıfıra düştü. Bir
süre sail power okuyup kaptanımızdan irfan alındıktan sonra serin
sularla kucaklaşıldı. Kaptan ve dalgıç takımı salmaya dalıp,
salmanın kaplaması olduğu tahmin edilen birkaç parça malzeme çıkardılar.
Plomariye doğru yaklaşılmakta, rüzgar yelkenleri doldurmuş, hava
güneşli, keyif gani; “denize adam düştü”. Aaaat 16:37, bir
an heyecan yaşandı, hemen adama yaklaşmak için manevra yapmaya
başlandı, Can hedefi takip ediyordu, sürekli olarak dönüş manevrası
yapıldığı için kimin eksik olduğunu görüleiyordu (bu sırada bazı
arkadaşlar bıyık altından gülmekte), neden sonra peşinde olunanın
sarı can simiterinden biri olduğunu ve antreman yaptığımız anlaşıldı,
4 ½ dakika kadar sonra adamı tekneye alındı.
Beşe doğru Plomariye varıldı, bağlanacak bir yer bulunamayınca
Pacific queen’le burun buruna bağlanıldı. Limanın sağ ve
sol taraflarındaki plajlara hücum edildi. 7 civarı beyaz
gömlekler giyilip kokteyle hazırlanıldı, önce Pacific queen’e
misafir olundu, sonra limanın kenarında düzenlenen (!) kokteyle
katılındı; home made snack, uzo, su. Caddenin karşı tarafına
kurulmuş olan sahneye doğru ilerlenildi, sahnenin karşısında büyük
(ve her nasılsa boş) bir masa vardı. Bize ayırıldığını düşünerek
kurulmaktaydık ki, protokole ayrıldığı uyarısı geldi. Ayakta
kaldıktan ve keyfimizi bozan bir konuşma yaptıktan sonra bir süre
gidelim-kalalım tartışması yapıldı. Kenarda bir yerden bir
süre ortamı izlemeye karar verildi. Böyle genç ve dinamik
bir ekip yerinde duramıyor doğal olarak, dans etmeye başlandı.
Neşeli bir topluluk başkalarını da yanına çekiyor, insanlar bize
katıldı, sahnenin önüne gitmemizi istediler, organizasyona bozuk
olduğumuz için direndik bir süre. Sonra halay çekmeye başlayıp
sahneye doğru ilerlendi, ralliye katılan başka insanlar, Plomarililler,
kim olduğunu bilmediğimiz ama bunun önemi olmadığını bildiğimiz
insanlarla beraber halay çekilip eğlenildi. İnsanları ve
orkestrayı selamladıktan sonra da ayrılındı.
Refik hocanın arkadaşı Dimitrinin
yerine gidildi, kocaman iki şapka neşemize neşe kattı, inanılmaz
miktarda zeytinyağı ve ekmek tüketildi, gülündü eğlenildi, önce
gazeteciler sonra da Kocaeli Üniversitesi ekibi masaya geldiler.
İsmail ve Erdem bir süre ortadan kaybolup biri erkek iki Norveçliyle
döndüler. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir grup Kristinayla
adanın gece hayatını keşfe çıkarken diğerleri tekneye döndü.
27 Temmuz Perşembe
Sabah ralliye katılan diğer yelkenlilere öğleden sonra adanın
batısına doğru bir yarış (toplu seyir) düzenlemek istediğimizi
belirten ilanlar dağıtıldı ve telsizden anons yapıldı; maalesef
(çok da şaşırtıcı olmayan bir şekilde) başka katılımcı çıkmadı.
13:00 civarında yachting wold editörü
Yılmaz Öztürk, Hüseyin bey, Nina ve iki genç misafirle yola çıkıldı.
Amaç performans sınamaktı. Ms. Brookeshieldsi açıldı
bir süre gayet başarılı bir seyir yapıldı. Rüzgar altındaki
vinçte (iskele) sürekli olarak ip sarıyordu, Cem ve Sertel sorunu
düzeltmeye çalıştılar. (Gerisi için bkz. kaza eki)
İskota Kaanın elinden kayıp elini yaktı, Kaana aşağıda ilk
müdahele yapılıp elleri sarıldıktan sonra karaya dönüldü. Cem,
Sertel ve Kaan hastaneye gittiler. Genel bir durgunluk ve
üzüntü hakimdi herkese. Kaan parmağında dantellerle ve Cem
de anlata anlata bitiremediği hemşirelerin hikayesiyle geri döndü.
Bir süre sonra plaja gidilip üzüntüler egenin sularına bırakıldı.
Akşam tıka basa ahtapot, kalamar
ve balık yenildi. Yemekten sonra hızlı gençler adanın gece
hayatıyle ilgilenirken diğerleri uykuya yattı.
28 Temmuz Cuma
Dönüş zamanı yaklaşmıştı artık, alınması gereken hediyeler ve
şişelerce uzo vardı. Ömer 15 kglık bir karpuz bulup getirdi
bir yerlerden. Plomariden çıkış yapmak için yarının beklenmesi
gerektiği için mitilliniye gitmeye karar verildi.
11 civarında, Vera3’ten Nina’yı transfer ederek güçlenen kadroyla
mitilliniye doğru yola çıkıldı. 3 saat kadar sonra gümrüğün
önüne bağlandık, pasaport işlemleri halledilip karınlar biraz
doyurulduktan sonra bira stoğu oluşturup yola çıkıldı. Daha
sonra öğrendiğimize göre Mustafa Koç’un motor yatı liman çıkışında
yanımızdan geçip balon açışımızı seyretmişr, nazarları değdi ve
Nasa patladı seyir sırasında. Balonu şurasından burasından
kesilerek içeri alınabildi, bira servisi yapıldı bunun üstüne
ve Bademliye doğru yol alındı. Bademliye varıldığında hava
kararmaktaydı, koy sığ olduğu için çok yavaş yol alındı, bu arada
ön tarafta ve direkte gözcüler derinliği takip etmeye çalıştılar.
Can depth-sounder (iskandil) ile derinliği söylüyordu:
Can- 5 metre
7 metre
4.5 metre
15 meter (!)
çook
Kaptan- sizi bilmem ama biz oturduk
Can- birden sığlaştı
Eh W60 sınıfı bir tekneyi bademli
koyuna sokmaya çalışınca böyle ufak tefek vukuatlar olur tabii.
Bumba iskeleye doğru açıldı ve moment sağlayıp tekneyi yatırmak
için üstüne çıkıldı, tekneyi kurtardıktan sonra bir balıkçı teknesine
bordalandı. Akşam yemeği için balık yemekle yememek arasında
bir karara varılamayınca bari hep beraber olalım diye teknede
yemeğe karar verildi. Refik hoca “ben yerim balığımı arkadaş”
diyerek ayrıldı. İsmail ve Minenin hazırladığı salata, zeytinyağı-kekik,
beyaz peynir ve üstüne makarna yenildi. Yemekten önce hazırlanan
erzak envanterinde şarap miktarının 2 yerine 4 olarak kayda geçirilmiş
olması gecenin ilerleyen saatlerinde hayal kırıklığı ve alkolsüzlük
olarak geri döndü.
29 Temmuz Cumartesi
Uzun gecenin ardından sabah kalkış biraz geç oldu bir grup kahvaltı
servisinin kapanmasına 5 dakika kala kahvaltıya girerken, başka
birtakım insanlar kendilerini teknenin chokella stoğunu eritmeye
adadılar.
Boş durmak Boğaziçiliye yakışmazdı
elbet, 13:00 itibariyle denize açılındı tekrar, Samos açıklarında
yelken yapıldı, balonu tekneye alırken denize kaçırlıp ıslatıldı
bir güzel, akşam üstü yelkenler indirilip denize girildi.
Kurusun diye balonu yukarı çekildi ve güneşin batışını karşılamaya
hazırlanıldı:
Minderler yukarıya taşınıp kıç tarafta karşılıklı oturma yerleri
hazırlandı, zulalanmış şaraplar ortaya çıkarıldı, Cem ve Can’ın
üstün gayretleriyle güverteye müzik yayını gerçekleştirildi.
Ortamdaki huzur elle dokunulabilecek kadar yoğundu, Il postino’nun
müzikleri ile keyiflenildi. Sadece bu kadarı bile unutulmaz
bir akşama yeterliyken, önce çok uzaklardan bir gemi yavaş yavaş
güneşe yaklaşıp batmasına çok kısa bir süre kala güneşin önünden
geçti, güneş keyif dolu bakışlarımızın önünde denizle bir olurken,
tam aksi yönde mehtap bize eşlik etmeye başlamıştı bile.
Keyifli ve huzurluyduk ama bunlarla
karın doymuyordu tabii, 21:30 gibi Cem ve İsmail’in katkılarıyla
gayet leziz bir makarna yenildi. 23:00 gibi limana dönülüp
civardaki kafelerde birşeyler içildikten sonra erken başlayacak
günün uykusuna yatıldı.
|