Gezi Jurnalleri 2017

Bahar Gezisi 2017

Ege Mehmet Akman’ın kaleminden,

Merhaba!

“Arşipel’de sunulan; kuşaklardan kuşaklara geçen, değişen, defalarca unutulan ve defalarca yeniden yaratılan, hatırlanan bütün güzelliklerdir.” diyen Halikarnas Balıkçısı gibi, Boğaziçi Üniversitesi Denizcilik ve Yelken Kulübü olarak bizler de Arşipel’e yani Ege Denizi’ne “Merhaba” dedik 17 Nisan 2017 sabahı. Ailemizin 64 ferdini Marmaris Netsel Marina’da buluşturan, gelmesini halatlarla çektiğimiz Bahar Gezisi’ydi! Marina’ya önceki gece Güney Kampüs’ten yola çıkan kulüp otobüsünden yaklaşık yarım saat sonra varan ben ve İzmir’den ilk gezimize katılmak üzere birlikte geldiğimiz arkadaşlar geleneksel kulüp kahvaltımızın sıcacık ortamına yetiştiğimiz için mutluyduk, yanına oturduğumuz ve gezide tanıştığım ilk kişi olan Berkay Kaptan’dan dinlediklerimle heyecanımız bir kat daha arttı. Kaptanların ve tecrübelilerin, bildiklerini, yaşadıklarını kulübün yenilerine nasıl canla başla aktarmaya çalıştıklarının ilk örneğiydi bu tanışma. Kahvaltının ardından alışveriş listelerimizdeki alınacakları tamamlayarak teknelerimizi neta ettik. Son kontroller yapılırken pontonda koşuşturan herkesin yüzü gülüyordu. Nihayet 12:30 itibariyle motorları çalıştırdığımızda hava gri bulutlarla kaplı ve 19 derece, rüzgar ise 13 knot civarındaydı. Rotamızın 36 mil mesafedeki Göbün koyu olduğu ilk seyrimize motorun yanında ana yelkeni basıp başladık. Sancak bordamıza aldığımız Keçi Adası’nı geride bırakırken kaptanlarımızdan Cem’in gezinin dans eden yunuslara şahit olan ilk kişisi olduğu sıralarda biz de tıpkı diğer 8 teknede olduğu gibi Larimar tayfası olarak hem teknemizi hem de birbirimizi tanımaya koyulmuştuk ta ki orsa seyrine geçince ben de dahil pek çoğumuzun uykusuz bünyesi ve midesi zorlanmaya başlayana dek. Mide bulantısına çare olarak daldığım, ana yelken iskotasına sarılarak gerçekleştirdiğim tatlı uykudan uyandığımda, çoktan değişmiş olan yeni rotamız Ekincik Koyu’na yanaşmak üzereydik. Koya girerken burnumuza ulaşan o eşsiz çam ağacı kokusunu unutabilmek ne mümkün! Tıpkı geceyi, ilk gün yorgunluğuna aldırmayıp önce güvertelerde, sonra da iskelede dans ederek geçiren genç denizcilerin enerjisini unutmanın mümkün olmadığı gibi…

18 Nisan sabahı maviyle yeşilin her tonunun oynaştığı Ekincik’ten Hamam koyuna doğru demir aldığımızda saatler 9:30’u, göstergeler 0-5 knot rüzgarı gösteriyordu. Durumu fırsat bilip gözümüze kestirdiğimiz Sapphire’e küçük bir sürpriz yapmak üzere korsan bayrağımızı göndere toka edip su balonlarımızı doldurduk ancak hedefimize 2-3 tekne boyu kadar yaklaştığımızda fark ettik ki yüzlerini savaş boyalarıya boyamış olan Sapphire tayfası da su tabancaları ve balonlarıyla bizleri bekliyormuş. Eğlenceli oyunumuz sonrasında kururken navigasyon araçlarını ve telsiz kullanımını öğrendiğimiz sırada “haydar” naralarımıza kulak veren rüzgarı fark ettik ve hemen balon ellemeye koyulduk. Sırayla balon trimi yaptık, dümene geçip kavança üstüne kavança attık. Bu kavançalardan birinde sancak balon iskotamız denize kaçtı. Pervaneye dolandığı anlaşılınca kaptanlarımız büyük bir soğukkanlılıkla yelkenler mayna komutu verdi, komodorumuzu bilgilendirip şnorkellerini kaptıkları gibi denize atlayıp pervaneye 3 tur dolanan iskotamızı kurtardılar. Yanaşma biralarımızı açtığımızda güneş batmak üzereydi. Hamam’da artık bir bahar gezisi klasiği olarak bizi mezunumuz Cem Abi ve teknesi Nymphe karşıladı. Görmeye alışık olmadığımız parlaklık ve yoğunluktaki yıldız deryası altında, karada yakılan dev ateş başında geçirdiğimiz gece, ettiğimiz sohbet gezinin en büyülü anları arasında yerini aldı.

Ertesi gün olan 19 Nisan kuşkusuz gezinin en uzun ve dolu günüydü: Doğa yürüyüşü için Cem Abi’nin belirlediği buluşma saati olan 7:15’te pontonda 12 kişiydik. Zodyaklara atlayıp Kleopatra Hamamı’nın yanına varmamızla kendimizi 2 saatliğine Ege’nin destansı manzaraları ve renklerinin içine attık. Aryimasa ve Lydaa uygarlıklarlarından kalan antik yollara, mezar ve yazıtlara; yarımadanın sakinleri olan keçi ve at sürülerine ve sonunda tek başına mütevazi kulübesinde yaşamını sürdüren Memiş Bey’e selam verdikten sonra yürüyüşümüzü tamamladığımızda kulüp karada topluca kahvaltıya başlamıştı bile. Kahvaltı sonrasında geleneksel Olimpiyat oyunlarımıza ısınmak üzere denize atladık, çıkınca kayıtlarımızı yaptırıp beyaz Olimpiyat tişörtlerimize büründük. 3 takıma ayrılıp bilgi yarışı, teknetiring, koşu, yüzme, kürek, dalış, halat atma ve direğe basma alanlarında kıyasıya yarıştıktan sonra kazanan ekip Sarılar bu sefer de Kaptanlar takımıyla yarıştı. Larimar kaptanları Cem ve Ertuğ’un olağanüstü kürek performanslarına rağmen bu yarışı da kazanan Sarılar Bahar’17 Olimpiyat Şampiyonu oldular ve zaferlerini öylesine kutladılar ki direğe bastıkları Cansu’yu orada unuttular! Olimpiyatlar kimseyi kesmemiş olacak ki geleneksel takım içi yarışımızın da o gün yapılacağı ilan edildi. Batı ucunun Cem Abi’nin Nymphe’i, doğu ucunun ise duyrulan koordinatlar olduğu sosis rotada 2.adamlarımızın kaptanlığında gerçekleştirdiğimiz yarışın galibi Ametist teknesi oldu. Sırada geziyi yarıladığımız anlamına gelen geleneksel rakı balık gecesi vardı. Komodorumuz ve kaptanlarımızın duygusal ve kulüp ruhumuzu pekiştiren konuşmalarına kaldırdığımız kadehlerle başlayan gece ve birlikte söylenilen şarkılar güneşin Göcek tepelerine ilk vurduğu anlara dek sürdü. İlk Mavi Yolcular’dan Mina Urgan’ın “Gerçek bir mavi yolcu lüks bir kamaraya sahip olsa bile yatağı güvertedir.”sözünden ilham alan bazılarımız geceyi küpeştenin rahat bir köşesine kıvrılıp uyuyarak tamamladı.

20 Nisan gününe, önceki gecenin etkisiyle biraz geç başladık, tonozları bırakıp Fethiye körfezine doğru yelken açtığımızda coğrafi yarış anons edildi. O andan itibaren adeta bir Kış Gezisi günü bizi bekliyordu, rüzgarın 28 knot’’ı, dalgaların yüksekliğinin neredeyse 2 metreyi bulduğu sırada orsa seyrinde trapezde otururken seyrettiğimiz manzara Ayvazovski tablolarını aratmayacak cinstendi. Kerterizimiz ardında dünyanın en güzel bölgelerinden Gemiler Adası, Kelebekler Vadisi, Ölüdeniz gibi güzelleri gizleyen İblis Burun’du. Burnu dönüp Belceğiz Körfezi’ne girmemize 5 mil kadar bir mesafe kalmışken ki bu konum gezinin en doğu noktası oldu, rüzgar şiddetinin Gemiler’e yanaşmamıza el verişli olmayacağı sebebiyle yarış abondane oldu, komodorumuz yeni rotamızı Göbün olarak belirledi. Kara Burun’u iskele bordamıza Tersane Adasını da sancak bordamıza aldığımız boğazdan bir kez daha geçtiğimizde az önce pruvalarımıza sarıp sarmalayan heybetli dalgalar gözden kaybolmuş yerini bir gölün durgunluğuna bırakmıştı. Yanaşmadan önce komşu koy Merdivenli’ye çıkıp kısa bir keşif yürüyüşü yaptıktan sonra Göbün Koyu’nda tonoz aldık. Günün yorgunluğunu iskeledeki tahterevallide, gece 43 feetlik teknelerimizde toplanan büyük gruplarda sohbet ederek ve Opal’ın sürprizi Sangrialarımızı yudumlayarak attık.

21 Nisan sabahına yine bir doğa yürüyüşüyle başlamak üzere Cem Abi’yle buluştuğumuzda 6 kişiydik. İsmini bilemeyeceğimiz kadar çok türde ağaç gövdelerinin arasından göz kırpan mavilikleri geride bırakıp iyice tepeye ulaştığımızda yarımadanın yerlisi birkaç kişiyle karşılaşıp, mavi yeşil hayatlarını gözlemleme fırsatımız oldu. Yürüyüşü tamamlayıp teknelerimize döndüğümüzde, Göbün’deki tesisteki taş fırından ekmekler çıkıyor, tayfalar o sabahki eğitim olan Zodyak eğitimine çıkmaya hazırlanıyorlardı. Koyun içinde yaptığımız sayısız manevra ve motor açma kapamadan sonra kahvaltımızı yapıp Göbün’den sırayla ayrıldık. Gün, gezinin en heyecan verici olaylarından katakulp ve ıssıza yanaşma günüydü. Nymphe’in ayrılmasıyla 9 tekne kalan filomuz kaptanlarımızın usta manevralarıyla V harfi şeklinde dizildiğinde sırada teknelerden gelen müzik ve kahkaha sesleri birbirine karıştı. Katakulp faslı başladığında ise bu seslere çığlıklar, suya düşme sesleri ve yükünü denize bıraktıktan sonra vardavellalara çarpan boş usturmaçaların tok sesleri de katıldı. Sıradaki durağımız olan koy, daha önce demirlediklerimizden ve sonrasında demirleyeceklerimizden biraz daha farklı, biraz daha özel bir koy olan Taşyaka yani Bedri Rahmi Koyu’ydu. Denize atlamaya hazır bir şekilde yanaşırken bizden başka sadece bir tirhandil bir de guletin yüzmekte olduğu bu koyu diğerlerinden ayıran, Mavi Yolcu Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun koyun ortasındaki bir kayaya 1974’te çizmiş olduğu kırmızı-beyaz-siyah balık figürü ve yine aynı kayaya yazmış olduğu “Seni düşünürken bir çakıl taşı ısınır içimde”dizesiydi. Koydan çıkıp dümenin devre dışı kaldığı durumlarda demiri nasıl kullanacağımıza dair ufak bir eğitim almamızı takiben Ekincik’in 1-2 mil güneybatısındaki ıssız durağımıza varmak üzere balon bastığımızda rüzgar 18 knot dolaylarındaydı. Güneş ufukta denizle kavuşurken, telsizlerimizde Jade’nin motorunun arıza yaptığı haberi duyuldu. Yıldızların altında, siyah denizde siyah karaya doğru gezinin ilk gece seyri ve zorlu bir yanaşma bizi bekliyordu. Öyle ki yanaşan son tekne olan Larimar da kıçtan kara yanaşıp diğer teknelere aborde olduktan sonra kıç halatını, ıssız kıyıda dallarının kırılınca denizi öptüğü bir kızılçam ağacına bağlarken saatler tam olarak 23:58’i gösteriyordu. Son gecemizde de kahkahalar ve dans eksik olmadı. Deniz olmayan tek yer olan komşu teknelerin çarmıhlarına tutunarak atlaya zıplaya birinden diğerine geçmek gerçekten eşsiz bir keyifti.

Son sabahımıza gözümü açtığımda tepemden tam o sırada bizim tekneye geçmekte olan komodorumuz Umut Abi’nin geçtiğini gördüm, onu Ekincik Köyü’ne bırakmak üzere tatlı, kısa bir sabah seyri gerçekleştirdik. Günün bu ilk vedasının ardından kardeş teknelerimizin yanına dönünce kalan kahvaltılıklara cümbür cemaat hücum ettik. Ege’nin tadı ayrı, kokusu ayrı, rengi ayrı hikayelere konu olan sularında son kez yüzdükten sonra Marmaris’e dönüş seyrimize başlamak üzere vira demir komutunu aldık. Sabah tam bir bahar havası varken saat 14:00 dolaylarında yağmur çiselemeye başladı ve rüzgar 20 knot’a ulaştı. Motor yelken seyri yaptığımız bir sırada Larimar adına gezi hız rekoru olan 8.0 knot’ı gördük. Geziyle ilgili değerlendirmelerin, tecrübelerin ve tabi ki esprilerin havada uçuştuğu birkaç saat sonunda 17:15’e gelindiğinde açavella gönderimizi son defa kullanarak tonoz aldığımız Netsel Marina’da bahar gezimizi maalesef noktaladık ve hayatın ve dünyanın gerçeklerine geri dönüş yapmış olduk. Son ritüelimiz olan takım fotoğraflarımızı da çekilip, Cem Kaptan’ın şampanya patlatmasını seyrettikten sonra bir haftalık evlerimiz ve ailelerimizle vedalaştık.

Bu gezide yaşanılanları, hissedilenleri paylaştığım herkese, bizlere başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteren mezunumuz Cem Abi’ye, komodorumuz Umut Abi’ye, sıcakkanlılıklarını ve tecrübelerini bizlere sunan tüm kaptanlarımıza başta Larimar ekibi Ertuğ ve Cem kaptanlar, Emre, Ezgi, Selmin ve Yiğit olmak üzere tüm Boğaziçi Yelken ailesi adına teşekkürlerimi sunuyorum. Umarım bu yazıyı okuyunca ve gezi aklınıza geldikçe, önümüzdeki gezileri düşündükçe duygularımızı anlatan şu Nazım dizeleri olur: “Denize dönmek istiyorum, mavi aynasında suların boy verip görünmek istiyorum, denize dönmek istiyorum”

Kış Gezisi 2017

Ada Örken’in kaleminden,

Kış Gezisi heyecanı haftalar öncesinden gezi toplantısıyla birlikte başladı. Özellikle ilk kışı olacaklar olarak soğuk ve ıslaklık konusunda bol bol uyarıldık. Çoğumuzun zihninde boyumuzu aşan dalgalar, hiç dinmeyen bir yağmur, Norveçli Balıkçılar temalı reklamlar canlanıyordu ve gezi yaklaştıkça heyecanla birlikte endişelerimiz de artıyordu.
20 Ocak sabahı Marmaris’e vardığımızda bizi hayal gücümüzün yarattığı resmin aksine yazdan kalma bir gün bekliyordu. Aylardır güneş yüzü görmemiş İstanbullular olarak hem sıcağın tadını çıkardık hem de tekne alışverişlerini mümkün olduğunca halledip ertesi gün seyre çıkmaya hazır hale gelmeye çalıştık.

21 Ocak sabahı gezi ekibinin tamamı Marmaris’e varmıştı, Marina’da hep birlikte kahvaltı yaptıktan sonra son hazırlıklar tamamlandı, tekneler kontrol edildi. Çıkışa hazır hale geldiğimizde Komodorumuz Berkay Varçok’un yaptığı konuşma ile gezimiz resmen başlamış oldu. Saat 14:30’da tüm tekneler çıkmıştı, bazı tekneler ufak sorunlar yaşadıkları için marinaya dönmek zorunda kalsalar da kısa sürede rotaya döndüler. Rüzgar hızı 20 knot üzerine çıkmaya başlayınca yelkenimize camadan vurduk ve yola bu şekilde devam ettik. Havanın kararmasıyla birlikte vardiya sistemine geçtik. Bir kısmımız içeride dinlenirken, diğerlerimiz yelken yaptı. Bu şekilde soğuk ve yorgunluğa direndik. Yaklaşık 9 saat süren uzun seyir sonunda Bozburun’a yanaştık. Bu yorucu ilk günün sonunda tekneler yemeklerini pişirip, tekne içinde vakit geçirdiler.

22 Ocak sabahı yine güneşli bir güne uyandık. Gezinin ilk dersi olan yanaşma ayrılma dersi yapıldı. Daha sonra teknelerimize dönüp uygulamalı olarak yanaşma ayrılma çalıştık. Bozburun’da aborda olma egzersizleri yaptık. Hava çok olmadığından kısa bir motor seyriyle vardığımız Dirsek Koyu’nda ise kıçtan kara iskeleye bağlanma ve zincir atma çalışmaları yaptık. Yoğun eğitimle geçen günün ardından akşamımızı kağıt oyunları oynayarak geçirdik.

Ertesi güne, kıyıda trim dersiyle başladık. Dersin ardından teknelerimize gidip o gün için planlanan yarış hakkında taktiklerimizi konuştuk. Dirsek Koyunun çıkışıyla hakem botu arasından başlayacak coğrafi yarışın bir adanın etrafı dönüldükten sonra Selimiye girişinde bitmesi planlanmıştı. Ne yazık ki artık bir klasik haline geldiği üzere az havadan ötürü tekneler durma seviyesine geldiler ve yarış abandone oldu. Daha sonra balon seyri, direğe adam basma gibi eğitimler yaptık. Selimiye’ye vardığımızda bizi en çok heyecanlandıran şey alacağımız sıcak duştu. Duşlarımızı alıp temizlendikten sonra gezi yemeği için restoranda buluştuk. Kadehlerimizi, Komodor Berkay Varçok, Başkan Sinem Dalkılıç’ın konuşmaları eşliğinde kaldırıp keyifli bir akşam geçirdik.

24 Ocak Sabahı önceki gecenin yorgunluğuyla geç kalktık. Sert hava seyri ve MOB derslerinden sonra günün tekne ekipleri açıklandı. Rotasyonun ilk gününde teknelerde, kaptanlar dışında herkes yer değiştiriyordu. Bir daha ne zaman medeniyet göreceğimizi bilmeyerek teknelerimizin eksilen stoklarını tamamladık ve birlikte seyredeceğimiz teknelere geçip çıkmaya hazırlandık. Günlerdir heyecanla beklediğimiz sert hava ve kış gezisi atmosferi sonunda geldi. Sağanaklarla 30 knot’ı bulan havada yelkenlerimizi camadanlı açtık, kimi tekneler cenovalarını açmayı tercih etmedi. Dirsek Koyu’na yanaştığımızda hava 25-30 knot arası esiyordu. Yemekler pişirilip yendikten sonra herkes teknesinde vakit geçirirken dışarından gelen fırtına sesleri ürkütücü olmaya, teknenin sallantısı giderek artmaya başladı. Bunun üzerine tekneleri sağlamlaştırma çalışmaları başladı. Fazladan atılan demirler, alınan açmazlar elektronik teçhizattan okuduğumuz 42-43 knot karşısında yine de güven vermeyince gece nöbeti tutmaya karar verdik ve vardiyalara bölündük. Erken saatlerde nöbeti olanlar fırtınanın dinişine şahit olup büyük bir yorgunlukla fazlasıyla hakkedilmiş uykularına daldılar. Geç saatte nöbeti olanlar ise sabah fırtına sonrası sakinliğe uyanıp gece fırtına dindiği için uyandırılmamış olmanın minnetini yaşadılar.

Tüm bu yorgunluğun üzerine yine geç uyandığımız güne Acil Durum Senaryoları ve Motor dersleri ile başladık. Rotasyonun ikinci gününde yine farklı teknelerde bol dalgalı bir seyir yaptık. Akşam Bozburun’a yanaştık. Bazı tekneler sakin bir akşam geçirmeyi tercih ederken kimileri ise müzik ve dans ile eğlenmeyi tercih etti. Geceyi Ari ve Alara’ya yapılan sürpriz doğum günü kutlaması ve ardından Emre’nin anlattığı Vendée Globe dersi ile noktaladık.

26 Ocak sabahı güne ilkyardım dersiyle başladık. Koy içinde MOB çalıştıktan sonra yola koyulduk. Sabah hangi dersi işlersek gün içinde lazım olması laneti maalesef bugün de peşimizi bırakmadı. Aquamarine teknesinden Rezan’ın kafasına bir kaza sonucu bumba çarptı. Neyse ki sabahki derste de tekrar hatırlandığı üzere teknesindeki herkes ne yapılması gerektiğini biliyordu. Talihsiz bir sebepten de olsa sahil güvenlikle iletişim nasıl kurulur, sahil güvenlik botuyla nasıl buluşulur gibi şeyleri tecrübe etmiş olduk. Sahil Güvenlik’le gelen doktorun ciddi bir sorun olmadığını söylemesi üzerine hepimiz rahatladık. Rezan’a da buradan tekrar geçmiş olsun diyelim. Gün içinde dar apaz seyri ve dalgaların da yardımıyla hız rekorları kırdık. Akşam Çiftlik Koyu’na yanaştıktan sonra çoğu sohbet hızlarımızı karşılaştırmak üzerineydi, kimi tekneler 9,8 knot ı gördüklerini iddia ettiler. Gece ise son gecemiz olduğunu bilmenin verdiği hüzünle kağıt oyunlarıyla, sohbetlerle ve Aquamarine teknesinde süregelen Rezan’ı uyutmama partisiyle geçti.

27 Ocak sabahı gezinin son sabahına uyandık, yolumuz kısa olmasına rağmen zorlu hava koşulları bizi bekliyordu. Kafadan esen ve sağanaklarla 40 knot ı bulan rüzgarda oldukça yorucu bir seyir yapık. Marmaris koyuna girdikten sonra sakinleyen havayla kimilerimiz denize girme deneyimini yaşamak istedi ve hızlıca suya dalıp çıktılar. Koya zamanında girmeyi başaramayan kimilerimiz ise denize girenler kadar şanslı olamadı. Onlar çok daha uzun süren bir seyir yaptılar, marinaya ulaştıklarında anlattıklarına göre hiç hareket etmiyorlar gibi gelen ve ufukta hortum gördükleri kabus gibi anlar yaşamışlar. Neyse ki sonunda tüm tekneler marinaya yanaştı. Kimilerimiz duş aldı kimilerimiz yemek yedi ve bir gezinin daha sonuna gelmenin burukluğuyla eve dönüş yoluna koyulduk.

Bir hafta boyunca hem güneşlendik, hem çok üşüdük, güldük, eğlendik, ders dinledik, yeni şeyler öğrendik ama hepsinden önemlisi bol bol yelken yaptık. Her birimiz için unutamayacağımız bir gezi oldu. Bu gezinin bu kadar güzel geçmesini sağlayan gizli kahramanlara teşekkür etmeden bitirmek olmaz; başta Komodorumuz Berkay Varçok olmak üzere kaptanlarımız Sinem Dalkılıç, Müge Özvarol, Ezgi Mamus , Özge Bozal, Özcan Vardar, Faruk Kuşcan ve Mehmet Said Onay’a bu geziyi hepimiz için bu kadar keyifli kıldıkları için kendim ve arkadaşlarım adına teşekkür ederim.